Bu sene daha önce gitmediğimiz bir yere gitmek istedik ve Muğla/ Datça' da yer ayırttık. Fakat direkt İstanbul'dan Muğla'ya gitmek yerine İzmir Alaçatı' da da bir geceliğine yer ayırttık. İstanbul - İzmir yolu oldukça yorucu geçti. Sık sık ara vermemize rağmen biraz da hamileliğin etkisiyle hayatımda ilk defa ayaklarım şişti :) Eskihisar- Yalova vapurunu kullanmak yerine körfezi dolandık ama araç kullanan tek kişi varsa şoför için yorucu oluyor tavsiye etmiyorum. Dönüşte vapurla geçmeyi düşünüyoruz. Yol üstünde Susurluk Belediye'sinin tesisine rastladık tabi orda da mola vermesek olmazdı. :)
8 saat yolculuktan sonra İzmir'e vardık diye sevinirken Çeşme'ye ulaşmak için daha 70 km yol olduğunu öğrendik. O yol da bitmek bilmedi. Yol üzerinde neredeyse hiçbir şey yoktu.
Alaçatı'ya ulaşıp otele yerleştik. Otel çevresindeki diğer evler gibi eski bir Yunan eviydi. Sokaklar ise fotoğtaftaki gibi görülmeye değer.
İlk gün yol yorgunu olduğumuzdan gezmek yerine sahile gitmeye karar verdik ama en yakın sahil 3 km uzaklıktaydı. Biz de fazla araştırmadan ilk sahile gittik deniz kum güzeldi ama araç yoksa Alaçatı'yı tavsiye etmiyorum.
Yine gittiğimiz gün -cumartesi- gidemesek de Alaçatı Pazarı olduğunu öğrendik. Aslında İzmir'i bu kadar seveceğimi bilsem orada konaklamayı bu kadar kısa tutmazdım, daha gezip görmek isterdim.
Deniz dönüşü rastladığımız ilk restorana girdik.Otel sakin olduğu için merkeze pek yakın olduğumuzu tahmin etmiyorduk ama akşam yürüyüş yaparken kendimizi Alaçatı gece hayatının içinde bulduk. Bilseydik yemek için burada bir mekanı tercih ederdik.
Ertesi gün kahvaltı'dan sonra otelden ayrıldık ve Ildır'a doğru yola koyulduk. Gelmeden önce sıkı bir araştırma fırsatım olmadı ama Ildır'da bir antik kent olduğunu biliyordum. Ildır sessiz sakin bir yermiş orayı da çok sevdim ben. Antik kent yani Erythrai ise vasat bir durumdaydı. Zaten gider gitmez bizi aşağıdaki manzara karşıladı.
Oranın yerlisinden de akıl almak istedik ne tarafı gezelim diye sorduk ama burda gezecek yer yok her yer tarla hiç girmeyin cevabını aldık. İlk başta abartıyor sandım ama görünce hak verdim. Turizm ve kültür bakanlığı girişe ücretsizdir tabelası asmak ve tel örgüyle çevirmek yerine hiçbir şey yapmamış. Her tarafı ot kaplamış. Yol yok doğru düzgün. Bizden başka iki kişi daha gördük bir ara sonra onlarda kayboldu. Girişteki kalıntılar için bilgi sahibi olabileceğimiz levhalar aşınmıştı. Üzerlerindeki yazılar okunmuyordu.
Hem sıcak hem de tabelanın üzerindeki yılan yıldırdı beni. Tiyatroyu da gördükten sonra okların gösterdiği kalıntıları görmek istedik ama doğru düzgün yol olmadığı için vazgeçtik. Böyle güzel bir yerin bu kadar bakımsız bırakılması üzücü gerçekten.
Ildır'dan sonra aslında İzmir merkeze geçip orda da oyalandıktan sonra yola koyulmaktı niyetimiz fakat dönüşte turkuaz rengi denizle karşılaşınca engel olamadık kumsala indik. Altın kum ve turkuaz deniz çok güzeldi. Park etmek için yer bulmak zor olduğundan, arabayı kumsala uzak bir yere park ettik ve sadece havlularla kumsala indiğimiz için buranın fotoğrafını çekemedim. Sonradan öğrendiğime göre burası Ilıca Plajı'ymış ve beni kendine hayran bıraktı. Deniz çok güzeldi, su sıcaktı. Ayrıldığımıza üzüldük. Önümüzdeki sene için kesinlikle bir İzmir planım daha olacak. Ilıca'da konaklamayı ve Sakız Adası'na gidiş kolay olduğundan adaya da uğramayı düşünüyorum.
2 gün İzmir bizim için böyle geçti. İlk gidişimiz olduğu için bu ziyaret bizim için tanışma faslıydı. Hasret giderme faslını gerçekleştirirken çok daha eğlenceli olacak.










